ELİNDE BİR FİDAN VARSA…

Gündem 16.06.2026 - 23:44, Güncelleme: 16.06.2026 - 23:44
 

ELİNDE BİR FİDAN VARSA…

Konuk yazarımız Mehmet Akpınar, "Elinde Bir Fidan Varsa... " başlıklı yazısını yayımladı.

Bazen insan yolda yürürken, bazen bir kahvehanede çay içerken, bazen de bir büyüğün iki kelamında öyle hakikatlere denk geliyor ki, durup yeniden düşünmek zorunda kalıyor… Bugün sabah erken saatlerde Kahramanmaraş’ın meşhur paçasını içmeye gittik. Kahvehanenin önünde bir çay içtik. Maraş’ın eski büyükleriyle, tecrübeli insanlarıyla sohbet ettik. İnsan geçmişi dinledikçe, yapılan hizmetleri, edilen nasihatleri duydukça bir kez daha anlıyor ki; insan gider, dava kalır… Makam geçer, hizmet kalır… Sohbet arasında önceki belediye başkanlarının kendilerinden sonrakilere yaptığı nasihatlerden bahsedildi. Birisi, “Ben yapamadım, sen yap” diyerek su meselesini çözmesini istemiş… Bir diğeri, belediyeyi faize bulaştırmama hassasiyetinden söz etmiş… Kimi doğru yapmış, kimi eksik bırakmış ama hepsinin ortak bir tarafı varmış: Memlekete fayda bırakma derdi… Tam da bu sohbetlerin ortasında Peygamberimizin o büyük ölçüsü aklıma geldi: “Kıyametin kopacağını bilseniz bile elinizde bir fidan varsa onu dikin…” Ne büyük bir anlayış… Yani güç yettiğince iyilikten vazgeçme… “Nasıl olsa dünya bozuldu” deyip kenara çekilme… Ölüm yaklaşsa bile yapacağın bir iyilik varsa yap… Bir yetimin başını okşa… Bir gönül al… Bir kelime biliyorsan öğret… Bir öğrenciyi yetiştir… Bir çocuğu uçurumdan kurtar… Bir ağaç dik… Mısırlı düşünür Muhammed Kutup bu hadisin manasını çok güzel açıklar: “Gücün neye yetiyorsa onu yap…” Bir kelime mi biliyorsun, öğret… Bir fakirin elinden mi tutabiliyorsun, tut… Bir insanı kötülükten mi alıkoyabiliyorsun, alıkoy… Bir gülümseme bile sadakaysa, düşünün ki iyilik üzere kurulmuş bir toplum neler başarmaz… Fakat üzülerek görüyoruz ki zaman zaman dava adamlarının bile yolda yorulduğuna, idealizmini kaybettiğine, dünyaya meylettiğine şahit oluyoruz… Evler büyüyor ama gönüller küçülüyor… Eşyalar çoğalıyor ama muhabbet azalıyor… Halbuki eşyanın insana hizmet etmesi gerekirken insan eşyanın hizmetkârı olmuş durumda… Eskiden evler misafir ağırlamak için hazırlanırdı. Şimdi bazı evlere bir kez gidiyorsunuz, ikinci kez gitmek istemiyorsunuz. Aman çocuk şu süs eşyasını düşürmesin… Aman koltuğa zarar gelmesin… Aman halı kirlenmesin… Koltuğun insanın kölesi olması gerekirken insan koltuğun nöbetçisi olmuş… Bir başka hastalığımız da ertelemek… “Yarın yaparım…” “Hele biraz daha dinleneyim…” “Hele vakit var…” Derken ömür geçiyor… Tıpkı Tebük Seferi’nde olduğu gibi… “Yetişiriz” diyenler gecikiyor… Rahatlık, sıcak hava, dünya meşgalesi insanı ağırlaştırıyor… Sonra bakıyorsunuz, ordu gitmiş, fırsat kaçmış… Bugün de aynı hastalığı yaşamıyor muyuz? Hayat geç başlıyor… Sabahın bereketi kaçırılıyor… İnsanlar dokuzda, onda hayata başlıyor. Oysa güneş doğmadan önce öyle bir bereket var ki; hesapla, kitapla ölçülecek gibi değil… Bugün sabah sohbet ettiğimiz kıymetli bir büyüğümüz şöyle dedi: “Başkanım, ben sabah dörtte kalkarım. Saat beşte işe başlarım. Dokuz olmadan işimin çoğunu bitiririm…” İşte bereket biraz da burada… Seher vaktinde ayağa kalkmakta… Bugünün işini yarına bırakmamakta… Atik, tetik ve çevik olmakta… Belki de bu toplumun yeniden ayağa kalkması; sabahın bereketine inananların, bugünü yarına bırakmayanların ve elindeki fidanı toprağa dikenlerin omzunda mümkün olacaktır… Biz, “İki günü birbirine eşit olan ziyandadır” buyuran bir Peygamberin ümmetiyiz… Öyleyse yeniden başa dönelim: Elinizde bir fidan varsa beklemeyin… Bir iyilik yapacaksanız bugün yapın… Bir gönül kazanacaksanız bugün kazanın… Bir çocuk yetiştirecekseniz bugün yetiştirin… Çünkü yarın dediğimiz şey bazen hiç gelmez… Ve duaları da eksik etmeyelim… Necip Fazıl’ın dediği gibi: “Ağlayın, su yükselsin; belki kurtulur gemi… Anne seccaden gelsin, bana dua et emi…” Belki de bu gemi; çalışanların, dua edenlerin, vazgeçmeyenlerin ve iyiliği son nefesine kadar sürdürenlerin omzunda kurtulacaktır… Mehmet Akpınar 16 Haziran 2026
Konuk yazarımız Mehmet Akpınar, "Elinde Bir Fidan Varsa... " başlıklı yazısını yayımladı.
Bazen insan yolda yürürken, bazen bir kahvehanede çay içerken, bazen de bir büyüğün iki kelamında öyle hakikatlere denk geliyor ki, durup yeniden düşünmek zorunda kalıyor… Bugün sabah erken saatlerde Kahramanmaraş’ın meşhur paçasını içmeye gittik. Kahvehanenin önünde bir çay içtik. Maraş’ın eski büyükleriyle, tecrübeli insanlarıyla sohbet ettik. İnsan geçmişi dinledikçe, yapılan hizmetleri, edilen nasihatleri duydukça bir kez daha anlıyor ki; insan gider, dava kalır… Makam geçer, hizmet kalır… Sohbet arasında önceki belediye başkanlarının kendilerinden sonrakilere yaptığı nasihatlerden bahsedildi. Birisi, “Ben yapamadım, sen yap” diyerek su meselesini çözmesini istemiş… Bir diğeri, belediyeyi faize bulaştırmama hassasiyetinden söz etmiş… Kimi doğru yapmış, kimi eksik bırakmış ama hepsinin ortak bir tarafı varmış: Memlekete fayda bırakma derdi… Tam da bu sohbetlerin ortasında Peygamberimizin o büyük ölçüsü aklıma geldi: “Kıyametin kopacağını bilseniz bile elinizde bir fidan varsa onu dikin…” Ne büyük bir anlayış… Yani güç yettiğince iyilikten vazgeçme… “Nasıl olsa dünya bozuldu” deyip kenara çekilme… Ölüm yaklaşsa bile yapacağın bir iyilik varsa yap… Bir yetimin başını okşa… Bir gönül al… Bir kelime biliyorsan öğret… Bir öğrenciyi yetiştir… Bir çocuğu uçurumdan kurtar… Bir ağaç dik… Mısırlı düşünür Muhammed Kutup bu hadisin manasını çok güzel açıklar: “Gücün neye yetiyorsa onu yap…” Bir kelime mi biliyorsun, öğret… Bir fakirin elinden mi tutabiliyorsun, tut… Bir insanı kötülükten mi alıkoyabiliyorsun, alıkoy… Bir gülümseme bile sadakaysa, düşünün ki iyilik üzere kurulmuş bir toplum neler başarmaz… Fakat üzülerek görüyoruz ki zaman zaman dava adamlarının bile yolda yorulduğuna, idealizmini kaybettiğine, dünyaya meylettiğine şahit oluyoruz… Evler büyüyor ama gönüller küçülüyor… Eşyalar çoğalıyor ama muhabbet azalıyor… Halbuki eşyanın insana hizmet etmesi gerekirken insan eşyanın hizmetkârı olmuş durumda… Eskiden evler misafir ağırlamak için hazırlanırdı. Şimdi bazı evlere bir kez gidiyorsunuz, ikinci kez gitmek istemiyorsunuz. Aman çocuk şu süs eşyasını düşürmesin… Aman koltuğa zarar gelmesin… Aman halı kirlenmesin… Koltuğun insanın kölesi olması gerekirken insan koltuğun nöbetçisi olmuş… Bir başka hastalığımız da ertelemek… “Yarın yaparım…” “Hele biraz daha dinleneyim…” “Hele vakit var…” Derken ömür geçiyor… Tıpkı Tebük Seferi’nde olduğu gibi… “Yetişiriz” diyenler gecikiyor… Rahatlık, sıcak hava, dünya meşgalesi insanı ağırlaştırıyor… Sonra bakıyorsunuz, ordu gitmiş, fırsat kaçmış… Bugün de aynı hastalığı yaşamıyor muyuz? Hayat geç başlıyor… Sabahın bereketi kaçırılıyor… İnsanlar dokuzda, onda hayata başlıyor. Oysa güneş doğmadan önce öyle bir bereket var ki; hesapla, kitapla ölçülecek gibi değil… Bugün sabah sohbet ettiğimiz kıymetli bir büyüğümüz şöyle dedi: “Başkanım, ben sabah dörtte kalkarım. Saat beşte işe başlarım. Dokuz olmadan işimin çoğunu bitiririm…” İşte bereket biraz da burada… Seher vaktinde ayağa kalkmakta… Bugünün işini yarına bırakmamakta… Atik, tetik ve çevik olmakta… Belki de bu toplumun yeniden ayağa kalkması; sabahın bereketine inananların, bugünü yarına bırakmayanların ve elindeki fidanı toprağa dikenlerin omzunda mümkün olacaktır… Biz, “İki günü birbirine eşit olan ziyandadır” buyuran bir Peygamberin ümmetiyiz… Öyleyse yeniden başa dönelim: Elinizde bir fidan varsa beklemeyin… Bir iyilik yapacaksanız bugün yapın… Bir gönül kazanacaksanız bugün kazanın… Bir çocuk yetiştirecekseniz bugün yetiştirin… Çünkü yarın dediğimiz şey bazen hiç gelmez… Ve duaları da eksik etmeyelim… Necip Fazıl’ın dediği gibi: “Ağlayın, su yükselsin; belki kurtulur gemi… Anne seccaden gelsin, bana dua et emi…” Belki de bu gemi; çalışanların, dua edenlerin, vazgeçmeyenlerin ve iyiliği son nefesine kadar sürdürenlerin omzunda kurtulacaktır… Mehmet Akpınar 16 Haziran 2026
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kahramanmarashaberci.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.