Penis Büyütme Ameliyatı Meme Büyütme Ankara Burun Estetiği Ankara Lazer Epilasyon Ankara Lazer Epilasyon Ankara Dövme Sildirme Ankara Lazer Epilasyon Çayyolu Lazer Epilasyon Konya Cilt Bakımı Konya Kıl Dönmesi Tedavisi Ankara Hemoroid Tedavisi Ankara Meme Ultrasonu Ankara Radyolog Ankara Selülit Tedavisi Konya Göz Kapağı Estetiği Ankara
Büyükşehir 12 Şubat - Masaüstü

İKİ GÜNÜ EŞİT OLANLAR ve KAYBEDİLEN ENDÜLÜS

Gündem 12.02.2026 - 18:08, Güncelleme: 12.02.2026 - 18:08
 

İKİ GÜNÜ EŞİT OLANLAR ve KAYBEDİLEN ENDÜLÜS

Mehmet Akpınar "İKİ GÜNÜ EŞİT OLANLAR ve KAYBEDİLEN ENDÜLÜS" başlıklı yazısını yayımladı.

İKİ GÜNÜ EŞİT OLANLAR VE KAYBEDİLEN ENDÜLÜS Bu yazı bir masa başında yazılmadı… Bu satırlar, Portekiz ve İspanya sokaklarında yürürken, meydanlardan geçerken, dar sokaklarda durup bakarken zihinde biriken soruların sonucudur… Bir seyahatin ardından, bir muhasebenin içinden süzülerek ortaya çıktı… “İki günü birbirine eşit olan ziyandadır.” Bu söz, yol boyunca insanın zihninden çıkmıyor… Çünkü burada görülen şey sadece tarih değil; terk edilmiş bir süreklilik meselesi… Lizbon’da, Sevilla’da, Kurtuba’da dolaşırken insan şunu fark ediyor… Taş yerli yerinde… Meydanlar hâlâ ayakta… Şehir aklı hâlâ çalışıyor… Ama bu şehirlerin bir zamanlar taşıdığı ruh yok… Endülüs, yüzyıllar boyunca sadece bir coğrafya değildi… İlimdi… Şehircilikti… Birlikte yaşama ahlakıydı… Bugün Batı’nın sahiplendiği pek çok bilimsel ve mimari birikimin temeli, bu topraklarda atıldı… Peki sonra ne oldu… Bu soru, seyahat boyunca insanın yakasını bırakmıyor… Endülüs bir günde kaybedilmedi… Çöküş bir anda gelmedi… Kaybediş sessizdi… Yavaş oldu… Ve en tehlikelisi, fark edilmeden gerçekleşti… İlim vardı… Ama ilmi taşıyacak birlik zayıfladı… Güç vardı… Ama gücü yönetecek istikamet bulanıklaştı… Zenginlik vardı… Ama zenginliği koruyacak mücadele iradesi gevşedi… Ve sonra… Paralel sonrası… Herkes kendi doğrusuna çekildi… Herkes kendi alanını korumaya başladı… Ama ortak hedef, ortak gelecek ve ortak sorumluluk fikri kayboldu… Bu noktadan sonra tarih devreye girdi… Boş bırakılan dolduruldu… Sahip çıkılmayan sahiplenildi… Emek verilmeyen elden çıktı… Granada düşerken yapılan anlaşmalar, seyahat sırasında hatırlanan sadece bir tarih notu değil… Onlar, bir çözülüşün belgesidir… Kâğıt üzerinde özgürlük vaat edilirken, sahada bir medeniyetin hafızası silinmiştir… Camiler yakılmış, ilim merkezleri yok edilmiş, şehirlerin ruhu kazınmıştır… Dağları aşarken ağlayan son hükümdar, bu yolculukta insanın zihninde bir sembole dönüşüyor… O ağlayış, bir kişinin aczi değil… Yarını bugünden kuramayan bir neslin gecikmiş pişmanlığıdır… Ve annesinin tarihe geçen o sözü, hâlâ geçerlidir… “Erkekler gibi mücadele etmeyi bilmeyenler, kadınlar gibi ağlar”… Bu satırlar yazılırken mesele sadece Endülüs değildir… Bu satırlar bugüne bakılarak yazılmıştır… Bugün ister bir şehir yönetin, ister bir devlet, ister bir kurum… Her gün dünden ileri değilse, durmuyoruz; geri gidiyoruz… Çünkü bu dünyada boşluk kalmaz… Gezip görülen bu şehirler bunu açıkça söylüyor… Endülüs’ten geriye kalan şey; alınmış bir mimari, devşirilmiş bir şehir aklıdır… Taş durur… Plan durur… Ama ruh yoktur… Çünkü medeniyet yalnızca bina değildir… Medeniyet süreklilik ister… Bu seyahat şunu hatırlatıyor… Geçmişle övünmek yetmez… Geçmişten sorumluluk çıkarmayan toplumlar, geçmişin gölgesinde kalır… Her nesil kendi Endülüs’üyle imtihan olur… Ya onu her gün biraz daha ileri taşır… Ya da başkalarının sahiplendiği mirası uzaktan seyretmekle yetinir… Son söz, bu yolculuğun sonunda kendiliğinden geliyor… İki günü birbirine eşit olanlar sadece birey olarak değil, toplum olarak da kaybeder… Ve kaybedilen her Endülüs, zamanında ertelenmiş bir kararın, geciktirilmiş bir sorumluluğun sonucudur… 12 Şubat 2026 Mehmet Akpınar Portekiz–İspanya seyahat notlarımdan…
Mehmet Akpınar "İKİ GÜNÜ EŞİT OLANLAR ve KAYBEDİLEN ENDÜLÜS" başlıklı yazısını yayımladı.
İKİ GÜNÜ EŞİT OLANLAR VE KAYBEDİLEN ENDÜLÜS Bu yazı bir masa başında yazılmadı… Bu satırlar, Portekiz ve İspanya sokaklarında yürürken, meydanlardan geçerken, dar sokaklarda durup bakarken zihinde biriken soruların sonucudur… Bir seyahatin ardından, bir muhasebenin içinden süzülerek ortaya çıktı… “ İki günü birbirine eşit olan ziyandadır.” Bu söz, yol boyunca insanın zihninden çıkmıyor… Çünkü burada görülen şey sadece tarih değil; terk edilmiş bir süreklilik meselesi… Lizbon’da, Sevilla’da, Kurtuba’da dolaşırken insan şunu fark ediyor… Taş yerli yerinde… Meydanlar hâlâ ayakta… Şehir aklı hâlâ çalışıyor… Ama bu şehirlerin bir zamanlar taşıdığı ruh yok… Endülüs, yüzyıllar boyunca sadece bir coğrafya değildi… İlimdi… Şehircilikti… Birlikte yaşama ahlakıydı… Bugün Batı’nın sahiplendiği pek çok bilimsel ve mimari birikimin temeli, bu topraklarda atıldı… Peki sonra ne oldu… Bu soru, seyahat boyunca insanın yakasını bırakmıyor… Endülüs bir günde kaybedilmedi… Çöküş bir anda gelmedi… Kaybediş sessizdi… Yavaş oldu… Ve en tehlikelisi, fark edilmeden gerçekleşti… İlim vardı… Ama ilmi taşıyacak birlik zayıfladı… Güç vardı… Ama gücü yönetecek istikamet bulanıklaştı… Zenginlik vardı… Ama zenginliği koruyacak mücadele iradesi gevşedi… Ve sonra… Paralel sonrası… Herkes kendi doğrusuna çekildi… Herkes kendi alanını korumaya başladı… Ama ortak hedef, ortak gelecek ve ortak sorumluluk fikri kayboldu… Bu noktadan sonra tarih devreye girdi… Boş bırakılan dolduruldu… Sahip çıkılmayan sahiplenildi… Emek verilmeyen elden çıktı… Granada düşerken yapılan anlaşmalar, seyahat sırasında hatırlanan sadece bir tarih notu değil… Onlar, bir çözülüşün belgesidir… Kâğıt üzerinde özgürlük vaat edilirken, sahada bir medeniyetin hafızası silinmiştir… Camiler yakılmış, ilim merkezleri yok edilmiş, şehirlerin ruhu kazınmıştır… Dağları aşarken ağlayan son hükümdar, bu yolculukta insanın zihninde bir sembole dönüşüyor… O ağlayış, bir kişinin aczi değil… Yarını bugünden kuramayan bir neslin gecikmiş pişmanlığıdır… Ve annesinin tarihe geçen o sözü, hâlâ geçerlidir… “Erkekler gibi mücadele etmeyi bilmeyenler, kadınlar gibi ağlar”… Bu satırlar yazılırken mesele sadece Endülüs değildir… Bu satırlar bugüne bakılarak yazılmıştır… Bugün ister bir şehir yönetin, ister bir devlet, ister bir kurum… Her gün dünden ileri değilse, durmuyoruz; geri gidiyoruz… Çünkü bu dünyada boşluk kalmaz… Gezip görülen bu şehirler bunu açıkça söylüyor… Endülüs’ten geriye kalan şey; alınmış bir mimari, devşirilmiş bir şehir aklıdır… Taş durur… Plan durur… Ama ruh yoktur… Çünkü medeniyet yalnızca bina değildir… Medeniyet süreklilik ister… Bu seyahat şunu hatırlatıyor… Geçmişle övünmek yetmez… Geçmişten sorumluluk çıkarmayan toplumlar, geçmişin gölgesinde kalır… Her nesil kendi Endülüs’üyle imtihan olur… Ya onu her gün biraz daha ileri taşır… Ya da başkalarının sahiplendiği mirası uzaktan seyretmekle yetinir… Son söz, bu yolculuğun sonunda kendiliğinden geliyor… İki günü birbirine eşit olanlar sadece birey olarak değil, toplum olarak da kaybeder… Ve kaybedilen her Endülüs, zamanında ertelenmiş bir kararın, geciktirilmiş bir sorumluluğun sonucudur… 12 Şubat 2026 Mehmet Akpınar Portekiz–İspanya seyahat notlarımdan…
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kahramanmarashaberci.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
dini chat giftcardmall/mygift